19 Haziran 2015 Cuma

SIRADAN İNSANLARIN YAŞADIĞI ŞAŞILACAK OLAYLAR



    On dört yaşına yeni basmıştı. On üç yaşına dek her doğum gününü dedesiyle birlikte geçirmiş olması, bu yıl yeni yaşına değil de, büyük bir boşluğa girmiş olmasını temsil ediyordu sanki. Ne gözlerine pırıl pırıl bakan biri, ne de günün ilk ışıklarıyla birlikte İstanbul sokaklarında güle eğlene gezindiği, kalın parmaklı, buruşuk ve kocaman güvenilir bir el vardı, elinden tutan. Artık doğum günleri, pastadan, üflenen mumlardan, alkışlardan ve ilgilenilen misafirlerden ibaretti.

    Dokuz yaşından sonra, masalların yerini hikayeler almıştı. Sıcacık sobanın kenarına minder atar, dedesinin anlattığı hikayeleri dinlerdi. Bazılarında acayip canavarlar, bazılarında denizciler, çoğunda da sıradan insanların yaşadığı şaşılacak olaylar. Bazı akşamlar hikaye anlatmak istemezdi dedesi. Neden diye sorduğunda, "Dertliyim evladım." derdi. Dedesine göre, dertlenmek insanı dinç tutardı. İyice dertlenen bir insan, bir kaç zaman sonra hiç olmadığı kadar dinç olurdu. "Bu insanın gizli güçlerinden biridir." derdi dedesi. O yüzden, ne zaman dertli olduğunu söylese, dedesini rahat bırakıp başka şeylerle ilgilenmeye çaba gösterirdi.

    Yaz akşamlarındaysa en çok sevdiği, gözyüzünü izleyip bir yıldız kaydığında ertesi gün gerçekleşmesini istediği bir dilek tutmaktı. Dilek tutmayı dedesi öğretmişti ve her zaman söylerdi, "Bir dileğin varsa, hayata daha çok bağlanırsın. Dileklerine sevdiklerini de dahil et, yoksa dileğini yaşarken eksik kalırsın." O da hep, ertesi gün dedesiyle yepyeni bir yer keşfetmeyi dilerdi. Yine bir yaz gecesi tuttuğu dileğin sabahında, dedesi tek başına çıkmıştı keşfe. Oysa O' nun dileği, yeni yerleri birlikte keşfetmekti.

    Bir kitap bulmuştu dedesinin gidişinden dört ay kadar sonra. Üzerindeki tozu pantolonuna silmiş, adını okumuştu; 'Uzay ve İnsan' kapağını açtığında dedesinin el yazısıyla, on dördüncü yaş günü hediyesi olduğuna dair bir not bulmuş ve ve kalbi bir davul gibi atmaya başlamıştı. Kitabı ıslatmamak için damlamadan siliyordu göz yaşlarını. Bazı cümlelerin altını çizmiş, bazı sayfalara ise notlar yazmıştı dedesi.
    Bir kaç gün sürdü koca kitabı bitirmesi. Son sayfaya geldiğinde kendisini büyümüş ve eksilmiş hissediyordu. Çünkü artık, yıldız kaymasının gerçekte nasıl olduğunu biliyordu. Dedesini düşünmeye başlamıştı. Dedesi de biliyor olmalıydı bunu, kitabı okumuştu. 'Peki neden, her yıldız kaydığında gözlerimizi kapayıp heyecanla dilek tutardık!' diye düşünürken, bir son bir nota rastladı, son sayfada. " İçindeki çocuğun hayalleri, öğrendiğin gerçeklerden her zaman bir adım önde olsun evlat. Dilek tutmayı ihmal etme." Anlamıştı. Duraksadı, gülümsedi ve eline bir kalem alıp notun altına ekledi, "Etmem dede." .

    Yücel GÖKÇEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder