11 Nisan 2015 Cumartesi

ÖZE TIRMANIŞ


İnsanlardan uzaklaşıp dünyaya yakınlaşmak,  insanın kendine yakınlaşmasını sağlıyor aynı zamanda. Zamanın içinde savrulmaktan ziyade; savrulurken tutacak bir el aramaya cebelleşmektense sükutla, el aramakta olan elin, diğer elini tutuveriyor. Kendini fark ettiğin günden bu yana kabullenememiş olduğun yalnızlık gerçeğini bir bilge edasıyla hazmediveriyorsun. Burada yalnız olmak güzel.

Bugün, dağlara yolculuğumun kırk ikinci günü. Şuanda yirmi yedinci dağın zirvesindeyim. Bu arada zirve dediğime bakmayın, o kadar da yüksek bir dağ değil. Fakat güzel, çok güzel. Bu güne değin hissetmiş olduğum en güzel hazdan daha güzel. Başta hayal ettiğiniz kadar yüksek olmamasına rağmen, geceleri yıldızların arasında yatıyormuş hissiyatı veriyor insana. Oksijen; beni hayatta tutmaktan ziyade, hayatı bende tutabilecek seviyede.  
Birazdan hava kararacak.  Bir ateş yakmalıyım. Sonra da ben ve hayatıma girmiş ve hatırlamakta güçlük çekmediğim tüm insanlar oturur ısınırız ateşin başında. Üşümeyiz.  Dağda ateş yakmanız düşünsel olarak çok basit. Isınmaya ihtiyaç duyduğunuzda, etraftan odun topluyor ve çakmak, kibrit veya ilkel bir yöntemle ateş yakıyorsunuz. Hepsi bu! Düşüncelerinizi yorabileceklerin hepsi! Şehrin içini düşünmek bile, bu düşüncelerin kat be kat artmasına neden oluyor. Isınmam gerek, bir ateş yakmalıyım, fakat ateş yakarsam başıma ne gelir? Belki hapse gireceğimizi bile düşünebiliriz sonunda! Oysa burası özgürlük gibi! Özgürlüğün ne demek olduğunu bilmediğim halde üstelik. Sanki özgürlük, bu demek!
Şimdi biraz ısınayım. Tekrar yazacağım. Güneş battı. Hava kararmadı fakat iyice soğudu. Hem sıcak bir çay demler, sevdiğim sevmediğim herkesle, herkesçe hayatı sorgular, cevaplardan tatmin olmayız. Sonra susar, doyasıya yıldızlara bakarız. Bize hayret verici gelmeyene dek!


Patikli Süvari

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder