21 Aralık 2013 Cumartesi

RUTUBET












Sesimin rengi karardığında;
İçerimden erir, gözlerimden akarım...
Tenim değmediğinde tenine;
Nefessiz kalır, rutubet tutarım...

Patikli Süvari

1 Aralık 2013 Pazar

BİR AĞACIN GÖLGESİ VURDU ADAMA VE ADAM KARŞILIK VERİNCE TOPLUM KAVGAYI İZLEDİ

  Zihninin çayırlarında bilmem kaç nala koşuyordu, elleri yerde. Arkasına bakmak geçseydi aklından bakardı elbet. Oysa geçip giden kendi değil, o yalnızca duruyordu, giden öte berinin tam ortasında. Önündekilerin geleceği, berisindekilerin geçmişiydi. Yada ne fark ederdi!Geçmiş ile gelecek arasındaki tek ortak nokta ikisinde de olmamak değil miydi o an! Belki de değildi. Tamam. Dur bir saniye başka bir şeyden bahsediyordum. Tamam. Tutup yakasından, O'na sorsak, tam olarak nereden bilebilirdi kendini. Tabi ki her şeye göre değişkendi. Tanrı' nın kuluydu. Babanın evladı. Ve hiç kimseye göre özgür değildi. Ve hiç bir şeye. Kendisine de. Çünkü, bir bedene sahip olduğu sürece asla özgür olamazdı.

  Kendisini ördeğe benzetenlere, ördek taklidi yapmayı her zaman borç bildi kendine. Ve borcuna öylesine sadıktı ki, kamçılatmadan kendini, ödeyiveriyordu aniden. İnanç diyordu durmadan. Ve susmadan. İnanç...
"Yeterince inanırsan; ateşin dondurucu soğuğunda ılık bir banyo keyfi yapabilirsin." diyordu. Dediğiyle de kalıyordu elbette, geceleri sokaklarda, sokakların ezik, pişkin ve kral ressamlarıyla.

  Hafif dumanlı ve bol martılı bir gece, hafif dumanlı ve bol abartılı bir tinerci ile karşılaşmıştı. Yoo.. Yanlış anlaşılmasını istemem. Kötü biri değildi. Tiner satmıyordu! O yalnızca tineri kokluyor, sevgilisinin kokusunu içerisine çeken bir sevgili gibi, tinerle sevişiyordu adeta. Gözümün önünde sevişiyordu! Bir resimden bahsediyordu tinerci, "Bir tablo düşünün.." diyordu.."İçerisinde güneş ve bulutlar olan ve gökkuşağı da olsun, ve şurada denizin üzerinde uyuyan martıları da uyandırıp aralarından resme girmek isteyen olur mu diye soralım" diyordu. Sormadık! Bir martıya bunu sormayı aptalca bulacak kadar insandık çünkü. Ve bir o kadar da düşündük martısız resmi.. Güneş güzel görünüyordu. "Siktredin şimdi tabloyu filan" dedi. Tam gökkuşağını kondurmuştum ki tabloya, bir anda yok oluverdi. Sonuç olarak adamın tablosuydu, demek ki daha fazla göstermek istemedi. Ailesinden bahsetmeye başladığında, sustuk! Konuşulmaması gereken bir bölümdeymiş gibi, sustuk! Bir böceğin üzerine basıp,ezilmiş bedeninin üzerinde ayağımızı sağa sola çevirmek gibi geldi konuşmak! sustuk. Uzun uzun anlatıp, "Yaşadıklarımı siz hayal edin artık" dedi. Ettik. "Neyse siktredin" dedi. Ettik. Günün ilk ışıklarıyla birlikte, geceye kustuğum apartman hayatından sıyrılıp; zihnimin çayırlarında sanırım dört
nala koştum. Evet! İki elim iki ayağımla nasıl yapıyorum bunu diye düşük ihtimalle yaklaşmayın! Dört elim varmış gibi hayal edin!!!

Patikli Süvari