29 Ağustos 2013 Perşembe

OLUŞUM

                     Şimdi kim susturabilir, konuşmayı öğrenen seni.
           Ya kim durdurabilir, fiziğin ve zihninle yürümeyi öğrenmişken sen.
                                  Koş, ve bağır.
                        Soluklanma kendini bulma yolunda.
                       Bak, Tanrı insanları senin için yaratmış,
                               Ve seni insanlar için.


                                            Patikli Süvari

22 Ağustos 2013 Perşembe

AŞK İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ

"Sehir senden gittiyse kal.. Gitme serseri bir sehrin pesinden. Ya icindeyse sehir, goturme gittigin yere sehri de... Ve kus aklindan, terk eyleyeceksen tum gecmisini...beni kus, sehri kus, hatiralarini kus" dedi adam, kadin belleginden itelediginde adami ve yasadigi sehri. Kadin kustu, 18 gun surdu mide bulantisi, kaygisiz bir agac gölgesine kustu adami, sehri.. Kustuklariyla doyurdu karinlarini kopekler 18 gun boyunca. Agac, yerini degistirdi gölgesinin. Sehir, baska bir iliskinin bellegine gecekondu inşaa etti.

Patikli Süvari

18 Ağustos 2013 Pazar

TOZ PEMBE HAYATLAR A.Ş.

işçileri doğal ortamlarında çekmek istemişlerdi. o gün pembe renki mallar işleniyordu. makinaların gürültüsünü bastırmak için son ses açılmıştı müzik. usulca içeriye düşürüyordu güneş ışıklarını. cam kenarında oturan kadının yanına yaklaştı, merak ettiği konuların belgeselini çekerek, hem merakını hem de cebinin paraya olan açlığını dindiren insan! "merhaba", kadın başını salladı kafasını yaptığı işten nadiren kaldırdığı belliydi, anlamaya çalıştı bir süre.. " biz yaptığınız işin belgeselini çekiyoruz. biraz sohbet edebilir miyiz?" begesel mi? belgesel kelimesini duyduğu anda hayalinde oluşan fotograf; bir masanın üzerinde belgelerin dolup taştığıydı. anlamamıştı. neden belgelerle alakalı konuşmak istiyorlardı ki onunla. yine de anlamadığını belli etmedi, anlamış gibi yapar, zamanla anlardı nasılsa. Fikriye öyle söylemişti. anlamadım derse kıçına tekmeyi korlardı. yerine başka birini bulmaları da hiç zaman almazdı. kafasını salladı yine. kamera kayda girmeden önce yerini ayarladılar kadının. 3-2-1 ve işte belgelerle alakalı sohbet başlamıştı. merhaba dediler yine! garip, az önce de merhaba dememişler miydi! neyse, demek ki belgelerle ilgili olunca böyle oluyordu sohbet. tam merhaba diye cevap verecekken lafa devam etti karşısındaki adam. "ne güzel, burada toz pembe bir hayatınız var" bu lafta gülecek bir şey bulamadığından, makinaların ve müziğin sesini bile bastıran şen kahkahalara eşlik edememişti. biraz sonra şen kahkahalar yerini dokuz sekizlik öksürüklere bırakmıştı. ee ne de olsa bu mekanın assolistiydi öksürük. bir bardak su dolduruverdi adama, uzattı. adam tam içmek için ağzına götürdü bardağı ki, içerisinde su balesi yapan pembe tozları görünce sanata olan saygısından olsa gerek; vazgeçti içmekten. bardağı bir kenarı koyarken zaten geçmişti işyerine uyum karşısındaki direnci. boğazını iyice temizleyip, tekrar başladı konuşmaya. tabi tüm yaşananları bir çırpıda silip yüzüne; eşsiz bir güzellik karşısında mutluluğu yüzüne vurmuş insan ifadesi yüklemeyi es geçmedi. "peki, her insanın içinde bir çocuk vardır. resmi yaşı kaç olursa olsun. sizin içinizdeki çocuğa nasıl bir etkisi oluyor burada toz pembe bir hayat yaşamak. nasıl bir his veriyor size?"

   "düşünemedi. düşünmek istemedi. o düşüncesizlik anında ne söylediğini çok iyi hatırlıyordu oysa. o cümleyi ne zaman duyduğunu da... sonbahar erken gelmişti o sene. hiç kimse sonbaharı o kadar erken beklemiyordu. ya henüz güneşin tadını çıkaramadıklarından, ya da toprakran bekledikleri verimi alamadıklarından. pek anlamamıştı. İstanbul' a gelirken annesine sorduğunda; " Daha çok para kazanmak için" demişti sadece. henüz on yaşımdaydı denizin üstünden geçtiği şehre geldiklerinde. okuldan almıştı babası. annesi, gittikleri yerde yeni bir okula yazılacağını artık orada okuyacağını söylemişti. öyle olmadı. sobayı yeni yakmışlardı, kış iyice bastırmış, sobaya atılmayı bekleyen son iki odun ve bir poşet kömürden sonra ne yapacağını düşünüyordu annesi, o ise, cam kenarından; dışarıda okula giden çocukları izliyor, fakat sürekli buharlaşan camdan dolayı dışarıdan bakıldığında an be an görüntüsü siliniyordu. babası uyandığında, annesi kalan son iki odun ve bir poşet kömür konusunu konuşmak üzere babasına sunmuş, babası; gece yatarken dişlerini fırçalamadığından, geceden ağzında kalan kokuşmuş küfürlerle aniden odanın umut dolu havasını bastırmıştı. camdan ayrılıp odaya baktığında, kavga gürültü mutfağa geçiyordu anne ve babası. dinlemeye koyuldu. babası sürekli küfrediyor, annesi ise etrafa saçılan küfürleri temizliyordu. "ÇALIŞACAK" dedi babası. "okula gidip orospu mu olsun başımıza"... " O daha bir çocuk" dedi annesi ağladı ağlayacaktı kadıncağız.
"Sikerim O'nu da çocukluğunu da"... annesi ağladı...

 işte... çocukluğuna dair hatırladığı son hatırasıydı bu. belki belgelere dayanmıyordu hayatı ama en azından o adama vermiş bulunduğu cevabı bir belgenin içine koyarlardı herhalde. acaba, biraz ağır mı konuşmuştu?
" burada her gün çocukluğumun ırzına geçildiğini hissediyorum" demeseydi de, daha naif bir dille mi anlatsaydı? " biz çocukluğumuzu unutalı çok oldu" filan deyip, hafifçe gülümsese miydi?  kafası çok karışmıştı. ya işten atarlarsa, o zaman ne yapardı! gidip şu adamla bir konuşmalıydı. neyse, paydos olsun da konuşurdu. şimdi işin başından kalkarsa laf ederlerdi.

Patikli Süvari

Bana Bir Göz Yaşı Verenin Kırk Yıl Masalı Olurum















          Yalan yanlış hikayeler var aklımda
         Soyu sopu belli değil kahramanların
               Ağlamasın diye çocuklar,
     Herhangi bir mutluluk anında bitiyor masallar
           Veletler, biten masallara ağlıyorlar
     
                              Patikli Süvari

15 Ağustos 2013 Perşembe

YOKLUK OYUNLARI

                                               
                             Madem ki aldın yolunu, yolluğunu.
                            Dur, sakın verme bu ruha varlığını.
                        Sen, zihninde ölüp var ettiysen yokluğunu.
                        Açlığım inkar edemez, bana olan tokluğunu.


                                                               Patikli Süvari

14 Ağustos 2013 Çarşamba

AYNASIZ

 
AYNASIZ

gözünün feri sönmüş kışın ortasında
         bir aralık sabahı, bahar temizliğine girişmiş aklın
              yılmadan sormuşsun, yıllanmış yıldıza şafağı
            güneşin alnına yazılmışsın diye solmamış çiçek

                                               Patikli Süvari

ÖLÜ KRALLIK

O güne dek hiç bir isteği geri çevrilmemiş oysa.
İyi de, neymiş bu sessizliğin, kendi içine dönük; yalnızlığın sebebi!
Üstelik sekiz yıllık suskunluğu pelesenk olmuş dillere.
Düşündürmüş durmuş insanları.
Gün gelipte çözülünce dili,
insanlar susmuş O konuşmuş dillendiğince;
"Sudan bir kule yapılsın, penceresinden çöl kumlarına bakılsın."
cümlesi bittiğinde kralın, bir düşüncedir almış kulak kesilmişleri.
Durup düşünmüşler, kesilmeden iç sesleri.
Tek kelime edilmemiş sonsuza dek, kesilmiş gibi dilleri.
Öyle ki; anlamını yitiren her cümleyi, harfi harfine toprağa gömmüşler gibi.

                                                                    Patikli Süvari

Sana Varım Çabası

ben, kullandım zamanı..
şeytana papucunu adam gibi giydirdim...
onlar gibi değildim, değildin...
kötülerin önünde seni tanıyınca eğildim...
sadece sana değil, hayata, hayatıma geciktim...
ben, kaybettim zamanı.
şeytana papucunu madam gibi giydirdim...

Patikli Süvari