10 Temmuz 2013 Çarşamba

DÜNYADA ON ÜÇ GÜN

Bugün tam on üçüncü gündü. Akşama doğru yağmur yağmaya başladı. Sanırım yedinci yada sekizinci günde kendime sığınacak bir yer bulabilmiştim. Aslında kendime dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Etrafımdaki canlılara dair de. Nedenini bilmediğim bir şekilde gözlerimi sokakta açtım, ve yalnızdım. Yalnızlık bana pek ağır gelmedi çünkü böyle başlamıştım yaşamaya. Anne miydi o sözcük? Evet galiba anne idi. Hiç görmedim açıkçası. Dedim ya sokakta açtım gözlerimi, aç ve yalnızdım. İç güdüsel bir durum. Yani öğrenmek isteyenler için söylüyorum;  evet evet, yemek yeme ihtiyacı, tamamen iç güdüsel. Aslında neyi yiyip neyi yememen gerektiğine tamamen damak zevkin karar veriyor. Tabi damak eğrisi yüksek olanlar çok daha şanslı. Ben de o şanlı olanlardanım işte. En güzel yiyeceğim, sosis, kaşar,sucuk  ve soslu pizza. Allah’ım bayılıyorum bu lezzete. Hele bir de iki dilimse, değmeyin keyfime, yerlerde yuvarlanarak yiyorum resmen sabahlara kadar.
 Aslında hayatım oldukça keyifli, gündüzleri genelde miskin miskin uyuyorum. Çok sıcak oluyor çünkü, galiba bu sıcağın adına ‘yaz’ deniyormuş. Benden daha büyük bir arkadaş söyledi.  Ben biraz daha büyüyünce bana bu şehri ve nerelerden daha kolay yemek bulabileceğimi öğreteceğine söz verdi. İki gündür yok ama gelecek, çünkü söz verdi. Kesin bir yerlerde birilerinin O’na ihtiyacı olduğundandır bu kayboluşu. Gelecek, söz verdi.
Ben bunları düşünürken başım dönmeye başlamıştı yattığım yerden.  İki gün olmuştu hiçbir şey yemeyeli, artık bir şeyler yemeliydim.  Ayağı kalktım güç bela. Tam olarak dengemi sağlayamıyordum ama yine de yürümeyi başarabilirdim. İlk gideceğim yer çöplerin biriktiği köşe olacaktı. Işıkların olduğu köşe.  Gözlerim biraz bulanık görüyordu açlıktan, ama bulanıkta olsa çöp yığınını görmem gerekmez miydi? Görememiştim. İkinci seçeneğim biraz zorluydu. Diğer çöp yığını. Onun için ise karşıya geçmeliydim. Büyük arkadaşım trafik ışıklarından bahsetmişti bana. Bir saniye! Ne demişti? Kırmızı durmak içindi galiba. Yeşil ise geçmek. Evet şimdi yanmıştı yeşil. Yürümeye koyuldum, biraz acele etmem gerektiğinin farkındaydım. Neyse ki hiç araba ışığı görünmüyordu. Yolu yarılamıştım neredeyse. Garip bir şekilde, bağırmak istedim bir an! Anlamsızlaştı! Bir şeyler yemek ihtiyacım, anlamsızdı! Bu iyi miydi yoksa kötü mü!  Biraz yükselince fark ettim karnı yarılmış bedenimi. İçimden çıkan şeyler de neymiş öyle! O kadar çok şey varken içinde nasıl olur da acıkırdı ki bir kedi! Bu kadardı işte, dünyanın beni misafir ettiği süre; on üç gün.  Yavru bir kedi için belki de en belirgin sondu benimki.  İnsanlar nasıl da acıyor şimdi bana, bazılarının hala dikkatini çekmiyorum! Sanırım artık gitmem gerek. Eğer büyük arkadaşımı görürseniz, O’nu çok özleyeceğimi söyleyin olur mu. Ben iyiyim, üzülmesin. 
 Mutlu on dördüncü günler dilerim…

Patikli Süvari

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder