27 Kasım 2011 Pazar

Tanrı' ya İnanmaz ama Severmiş Meleklerini...

Bir ölü oludğu halde, yaşamak ister mi hiç insan? Nedene bağlıdır bu... Bağımlısı olduğu yahut olacağı kalbe bağlıdır... İçinde yaşattığı ve kimselere göstermeye dahi kıyamadığı umuda bağlıdır...
Umut, insanı; ölü olduğu halde ayakta tutandır... Aşığı olduğu kalbe koyup başını, uyumaya meyletme umudu; bir eliyle kıyısındaki dala sıkıca tutunma halini yaratır, sonunu göremediği, dibi zifiri uçurumun...
Ve aslında, uçuruma yürüyen de, kişinin ta kendisidir... Tamamen istemek ile doğru orantılıdır bu! Can havliyle yaşamak sevgiyi... Sevgi ise; sevgili ne kadar uzaksa, o kadar yakındır insana... Dalga geçer gibi uğraşır insanla... Ve aslında, kişi bunu bile bile yürür uçuruma... Ve korkusuzca... Tedirgindir içten içe... Ve tedirginlik; tanıştığı anda adını unuttuğu, şahsiyetsiz bir şahıs olmaktan kendini alıkoyamamıştır kişinin belleğinde...
Uçurum kıyısındaki dal ise, bile isteye orada filizlenmiştir aslen... Kişinin kendisine tutunacağı gün için büyütmüştür kendini... o an için yaşamıştır o güne dek... Günü geldiğinde, görevini başarı ile başarmak adına dayanmıştır, kendini fethetmeye yönelik tavır sergileyen nağmert rüzgarlara...
Öyle bir büyütmüştür ki kendini... kökönü öyle sağlam salmıştır ki toprağa... yaşanacaklar yaşanana dek, her tökezinde, son anda tutunması için kişinin, zifiri uçuruma dost olmayı dahi sindirmiş içine; tebessümle hatırlatır kişiye ölüme yakın, son ve sonsuz umudunu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder