27 Kasım 2011 Pazar

Mars' ın Kızı...

hiç bir şeyin anlamı, eşitti; her şeyin anlamsızlığına...
aşk; ayrılmıyordu şeytanın kıçından, ve ne hikmetse;
sevgiyi simgeleyen 'Tanrı' yı işaret ediyordu, kuyruk ucundaki ok...
gözleri, insanı; ucsuz bucaksız bir anlama sürüklüyor,
cümleleri ise; anlamsızlığın koynunda, en nadide ninnilerle uyutmaya meylediyordu...
dudağındaki uçuğun bir serüveni olmalıydı,
dizindeki yıllanmış yaranın bir hikayesi...
tırnaklarını yemiş olmasından belliydi, uykusuz gecelerindeki volta şiddeti...
karanlıktı, bir uğultu vardı çemberinde ve isyan, cümlelerinde...
oysa yoktu yüzünde, içindeki çocuktan eser...
aceyle vapura yetişmeye çabaladığı bir sabah, çekmecede unutmuş olmalıydı...
yanıma geldi, oturdu.
bir kahve söyledi kendine...
titriyordu kirpikleri...
bir sandalye çekti Hüzrail, o da masadaydı.
'O' na bakıyordu, çenesinde kanatları...
titreyen elleriyle, zamansızlığın tam ortasında,
gitmek ile kalmak arasında, bir sigara yaktı...
ve o an, bütün tebessümler ilk nefeste alev aldı...
"yanlışım" diyordu hüzünle, "yanlışım"...
oysa; O' nun yanlışları ile benim doğrularım, birbirlerinden tamamen farksızdı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder